Postmodern Bir Destan

Bulut Atlası filminde birbirinden bağımsız, ancak her bölümün bir diğerine bağlandığı, farklı zaman dilimleriyle altı öykü anlatılıyor. Sahip olanlar ve olmayanlar, güçlüler ve güçsüzler, yaratanlar ve tüketenler karşıtlıklarında yaşanılan çelişkiler, savaşlar her dönemde başka biçimlerde örgütlenmiş toplumsal sistemin varlığı ile devam ediyor.

Tom Tykwer (Koş Lola Koş) ve Lana ve Andy Wachowski (Matrix) kardeşler David Mitchell'in Bulut Atlası adlı romanını aynı adla sinemaya uyarladılar. ABD-Almanya ortak yapımı filmin büyük bölümü Almanya'nın Potsdam kentinde bulunan Babelsberg film stüdyosunda çekilmiş ve yaklaşık 100 milyon dolara mal olmuş.

Bulut Atlası filminde birbirinden bağımsız, ancak her bölümün bir diğerine bağlandığı, farklı zaman dilimleriyle altı öykü anlatılıyor.

Yıl 2144, Yeni Seul: Aşağıdakiler ve Yukarıdakiler

451-Sonmi, Fastfoot restoranlar zincirinde hizmet etmek üzere klonlanmış hizmet kölelerinden sadece biridir. 22. yüzyılın totaliter rejimine karşı bilinçlenme ve özgür irade savaşçılarıyla işbirliği içinde bir isyana katıldığı için ölüm cezasına çarptırılır.

Yeni Seul'da aşağıdakiler ve yukarıdakiler olarak örgütlenmiş bir sistem var. Yukarıdakiler ileri teknolojiye sahip, gücü elinde tutanlar, aşağıdakiler ise işsizlik ve yoksulluk içinde yaşamaktadırlar. Yukarıdakilere hizmet etmek üzere klonlanmış kızlar, morga benzer çekmecelerde uyur, sabun olarak nitelendirilen bir sıvı ile beslenirler. Hizmet verdikleri Fastfood mağazasında müşterilerin her türlü saldırısına ve ustabaşlarının cinsel tacizlerine maruz kalırlar.

Ridley Scott'un Bıçak Sırtı filmindeki kopyalar gibi, Seullu hizmet kölelerinin de ömrü 12 yıl ile sınırlıdır. Zaman geldiğinde boyunlarındaki esaret zinciri çözülür ve öldürülürler, ardından mezbahalarda kendi besinleri olan sabunlara dönüştürülmek üzere işlenirler. Yeraltında ise yoksulluk içinde yaşayan insanlar vardır. Köleliğe karşı bir konuşma yapmak ve isyanı başlatmak üzere seçilen Sonmi Kurtuluş Hareketi'nin genç savaşçısı Hae-Joo Chang tarafından safkan ırkın yaşadığı yere götürülür. Ancak kaldıkları yer deşifre olur. İleri teknolojiye karşı mücadele eden Hae-Joo Chang, Sonmi ile yeraltına inmeyi başarır.

Sonmi burada Kurtuluş Hareketi örgütünün diğer üyeleri ile tanışır ve yukarıdakilere hizmet edecek köleleri nasıl bir sonun beklediğini öğrenir. Sonmi tüm insanlığa konuşmasını yaptığı esnada konuşmanın yayınlandığı yerde isyancılar ve isyancıların komutanı Hae-Joo Chang hükümet askerleri tarafından öldürülür. Sonmi ise yakalanarak, idam cezasına çarptırılır. Sonmi'yi sorgulayan adam  "ölümden sonra cennete inanır mısın" diye sorar? Sonmi, "kapıya inanırım, bir kapı kapanır, diğeri açılır" diye yanıtlar. Sorguyu yapan görevli "peki, bu anlattıklarına birileri inanacak mı" diye sorar, Sonmi sorguyu yapan görevliye bakarak "birisi inandı bile" der.

Hüzünlü Aşk Hikayesi: Bulut Atlası Altılısı Senfonisi

1930'lu yılların ortalarında yoksul ve derbeder genç İngiliz besteci Robert Frobisher, yaşlı ve hasta olduğu için beste yapamayan ve Belçika'da yaşayan ünlü besteci Vyvyan Ayrs'nin yanına asistan olarak girer. Frobisher yaşlı besteci ile müzik çalışmaları yaparken, aynı zamanda İngiltere'de bıraktığı sevgilisi Sixsmith'e düzenli olarak aşk mektupları yazar. Frobisher burada bulut atlası senfonisini besteler ancak senfoniyi dinleyen yaşlı Ayrs, bestenin her ikisinin de ortak ürünü olduğunu iddia eder ve genç besteciyi şatosundan kovar. Ardından parasız ve yoksul bir yaşam sürdürmek durumunda kalan Frobisher kaldığı otel odasında intihar eder.

Holdinglere ve Derin Devlete Karşı Araştırmacı Gazetecilik

1973'lü yıllar, San Francisco da yaşayan ve magazin gazeteciliği yapan Luisa Rey, tesadüfen büyük bir firma tarafından insanların yaşamını tehdit edecek olan bir Atom santralinin kurulacağı bilgisine ulaşır ve siyasiler ile holdinglerin kirli ilişkisini araştırmaya başlar. Ancak siyasetin karanlık yüzü ve holding sahipleri tarafından hayatına kast edilen bir dizi eylemlerle karşı karşıya kalır.

Luisa bir röportaj için geldiği otelde fizik doktoru Sixsmith ile tanışır. Bir gün Luisa'yı arayan Dr. Sixsmith elinde önemli bir dosya olduğunu söyleyerek onu kaldığı otele çağırır, Luisa otele geldiğinde Sixsmith çoktan öldürülmüştür. Luisa odada bulduğu dosyayı alır, içinde Dr. Sixsmith'in gençlik aşkı Bulut Atlası senfonisinin bestecisi Frobisher'in yazdığı mektuplar ve dünyayı bir çevre felaketi ile baş başa bırakacak nükleer santrale ilişkin önemli belgeler vardır. Luisa'nın hayatı elindeki dosya ile daha da tehlikeli hale gelir, derin devlet ve nükleer santrali kuracak olan holding sahipleri tarafından kiralanan katillere karşı bireysel bir mücadele içine girer.

Günümüz Medya ve Yayıncılık Dünyasından Bir Kesit

2012 yılında Londra da bir yayınevi sahibi olan Timothy Cavendis, yazar Dermot Hoggins'in hayat öyküsünü kitap olarak yayınlamıştır. Hoggins'in katıldığı bir kokteyle kitabı küçümseyen bir yazı kaleme alan eleştirmen de gelmiştir. Dermot Hoggins kitabı hakkında aşağılayıcı yazı yayınlayan eleştirmeni öldürür ve cezaevine girer. Bu olaydan sonra kitap satış rekorları kırar. Cezaevinde olan yazarın kitap satışlarından kazandığı paralar ile finansal bir rahatlık yaşayan Cavendis'in mutluluğu uzun sürmez. Yazar Dermot Hoggins cezaevinden adamlarını göndererek kendisinden yüklüce para ister, Cavendis önce parayı bulmak için yakın çevresinden borç ister, ardından uzun yıllardır görüşmediği kardeşine sığınır. Kardeşi tarafından gönderildiği yerin bir yaşlılar evi olduğunu anlayan Cavendis burada edindiği bir grup yaşlı arkadaşı ile kaçar ve Londra'ya döner. Burada gençliğinde yarım kalan aşkı ile yeniden bir araya gelir ve Luica Rey'in kitabını yayınlar.

Kıyamet Bir Gün Kopacak ve Hayat Kaldığı Yerden Devam Edecek

Yıl 2346, kıyamet sonrası 106. Kış, geriye Sonmi Peygambere inanan vadi insanları, vadi insanlarını yiyerek beslenen vahşi kabile üyeleri ve ellerindeki teknik buluşlarla daha iyi koşullarda yaşayan bir grup halk kalır.

Hawaii'de bir adada uygarlığın kendi kendini yok ettiği bir olaydan kaynaklı kıyametten geriye kalan bir topluluk vadi olarak adlandırdıkları bir adada ilkel bir yaşam sürdürmektedir, ancak grup sık sık vahşi ve yağmacı bir diğer kabilenin saldırısına uğramaktadır. Vadiye daha ileri teknolojiyi kullanabilen bir kadın gelir ve keçi çobanlığı yapan Zachary'den yardım ister.

Meronym'in amacı kıyametten geriye kalan diğerleriyle ilişki kurabilmek için Sonmi'nin konuşma yaptığı haberleşme ağına gitmek ve buradan gerekli sinyalleri vermektir.  Zachary Meronym'i dağa çıkarmayı kabul eder. Zorluklarla çıktıkları şeytan dağında, ölmüş insan cesetleriyle ve Sonmi'nin heykeli ile karşılaşırlar. Meronym burada bulunan tabletten gerekli sinyallere ulaşır. Zachary ise Tanrıça Sonmi'nin heykelini görünce heyecanlanır. Ardından Sonmi'nin yaptığı konuşma ekrana gelir. 2144 yılında konuşmayı yapan Sonmi-451 vadi insanlarının peygamberidir ve dini bir anlam taşır. Meronym ve Zachary şeytan dağından vadiye döndüklerinde tüm kabilenin yağmacılar tarafından öldürüldüklerini görürler. Filmin sonunda Zachary ile Meronym evlenmiş ve büyük aileleri ile birlikte mutlu ve huzurlu bir yaşam sürdürmektedirler. Zachary evlerinin bahçesinde, yıldızların altında uzakta ışıldayan dünyaya ve diğer yıldızlara bakarak kurtuluş hikâyelerini anlatır.

Pasifik Okyanusu Seyahatnamesi ve Köleciliğe Karşı İsyan

Yıl 1849, Amerikalı bir avukat olan Adam Ewing bir iş için pasifik okyanusunda gemi ile bir yolculuğa çıkar. Ewing yolculuğa çıkmadan önce bir direğe bağlı olarak kırbaçlanan siyah bir köle ile göz göze gelir. Zengin bir toprak beyinin kızı ile nişanlı olan Ewing yolculuğu esnasında hastalanınca gemide kendisini tedavi eden yaşlı ve açgözlü doktor tarafından çantasında bulunan altınlar nedeniyle zehirlenir. Kamarasında hasta yatan Ewing'in yanına bir gün kırbaçlanırken göz göze geldiği siyah köle gelir ve genç adamdan nüfusunu kullanarak gemide tayfa olarak çalışması için yardım etmesini ister. Ewing geminin kaptanları ile görüşür ve genç köleye bir şans vermelerini ister. Önce sert tepki gösteren kaptan, kölenin hızlı ve çevik hareketlerle güverteye çıkarak yelkeni indirmesi karşısında onu işe alır. Genç avukatın yardım ettiği köle de onu kendisini zehirleyerek öldürmeye çalışan doktorun elinden kurtarır. Ölümden dönen Ewing kayınpederinin çiftliğine gelir ve karısı ile birlikte köleliğe karşı mücadele etmek üzere oradan ayrılır.

Filmde anlatılan altı öyküde de insan, insanların iyileri, kötüleri, açgözlülüğü, alçak gönüllüğü, aşkları, inançları, şüpheleri, ölümlüğü, yeniden doğuşu gibi nitelikleri farklı zaman dilimlerinde, farklı biçimlerde, sistemlerde koşullarda işleniyor.

Filmde zaman ve mekan iç içe geçmiş, geçmiş, bugün ve gelecekte insanlık tarihi aynı temel konu üzerinden farklı öykülerle anlatılıyor. Postmodern anlatının 'kaotik' yapısı içinde ilerleyen filmde, toplumsal düzenin riske edilmemesi ve sistemin devamı için alınan önlemler ve buna karşı mücadele, örgütlü ya da bireysel duruşlara karşın, yaşanılan dünyanın son bulmasıyla aynı koşullarda yeniden başlayan döngüsel bir zaman anlayışı ortaya konuluyor. Bir anlamda 'tarih tekerrürden ibarettir' sözü filmin tüm anlatılarında hakim bir görüş olarak öne çıkıyor.

David Harvey'in ifade ettiği gibi "toplumlardaki hakim sosyal güç karşısında" bireysel, örgütlü, mücadelelere kısaca yer verilmekle birlikte alternatifler sunulamıyor. Filmde ezenler ve ezilenler, sahip olanlar ve olmayanlar, yerleşikler ve göçebeler, güçlüler ve güçsüzler, köleler ve efendiler, yaratanlar ve tüketenler karşıtlıklarında yaşanılan çelişkiler, savaşlar her dönemde başka biçimlerde örgütlenmiş toplumsal sistemin varlığı ile devam ediyor.

Ayrıca filmde her bir öykü birbirinden farklı zamanlarda ve farklı konularla ilerlemesine karşın zaman ve mekansal bağ filmin temel itici gücü oluyor. Örneğin genç besteci Frobisher Belçika'da yanında asistanlık yaptığı bestecinin şatosunda Adam Ewing'in pasifik seyahatini okumakta, gazeteci Luisa Rey, besteci Frobisher'in aşk mektuplarını elinde bulundurmakta, yayıncı Cavendish ise gazeteci Luisa Rey'in yayınlanmamış makalesini okumaktadır. Filmde tarih boyunca her dönemin sorunu güçlüler/güçsüzler, ezenler/ezilenler, olurken insan ilişkileri de iyiler/kötüler karşıtlığı ile öne çıkıyor. Tüm yaşanılan sorunlara rağmen değişmeyen tek şey yok eden insanlar ve yok edilen dünya oluyor.

Sonuç olarak film neyi anlatıyor? Sistemin devamlılığı için ve daha fazla şeye sahip olmak için yok edenler ve buna karşı mücadele edenler ikileminde döngüsel olarak kendini tekrarlayan pesimist bir insanlık tarihi mi? Ya da iyimser bir bakış açısıyla izleyicilere döngüsel olarak tekrarlanan ezen/ezilenler karşıtlığı ile baskı altında ezilerek, sömürü düzeni içinde bir yaşam mı yoksa karşı koyma seçeneği mi sunuluyor?

Filmde farklı anlatılarda aynı oyuncular farklı rollerle, farklı cinsiyetlerde, farklı etnik ve ulusal kökenden karakterleri canlandırıyor. Bu durum oyuncuların birçok farklı rolleri canlandırabilmelerine olanak sağlaması yanında cinsiyet rollerine, renk ve etnik ayrımcılığa karşı bir duruş olarak yorumlanabilir. Ancak II. Dünya Savaşı'na subay olarak katılıp, burada yazdığı mektuplarda Stalin'i eleştirdiği için çalışma kampına sürülen, ülkesinden sürgün olduktan sonra Amerika'da yaşayan ve Amerika'nın Vietnam'a müdahalesini destekleyen, yazdığı kitaplarla Sovyet devrimine karşı mücadele eden yazar Aleksandr Soljenitsin'den alıntılar yapan 451-Sonmi ve Soljenitsin'in kitabını okuyan özgür irade savunucusu ile filmde isyancılar arasında kurulan bağ tam olarak anlaşılamıyor.

Ayrıca Bulut Atlası filmi Fritz Lang'ın çektiği Metropolis filmi ile olan benzerliği bağlamında da değerlendirilebilir. Her iki filmin ortak yanları yalnızca Babelsberg stüdyolarında çekilmiş ya da çekildikleri dönemin en pahalı Almanya yapımları olması değil, aynı zamanda içerik olarak da yönetenler/üretenler, güçlüler/güçsüzler, sistem/sistem karşıtları, köleler/efendiler, beyin/eller, iyiler/kötüler, kutsal Maria/Sonmi gibi benzerlikler de içeriyor.

Metropolis filminde işçi sınıfının mücadelesi kutsal Maria ile kırılır ve sistemin devamlılığı sağlanır, Bulut Atlası filminde ise tüm sorunların temelinde insanların doğasında var olan 'açgözlülük' duygusuna vurgu yapılarak, düzenin geçmişte ve bugün olduğu gibi, gelecekte de aynı şekilde devam edeceği anlayışı önem kazanır. (EUB/ÇT)


İstanbul - BİA Haber Merkezi

23 Şubat 2013, Cumartesi

Emine Uçar İlbuğa