Asi Cerrah

Tıp alanında inanılmaz ilerlemeler kaydediliyor olsa da alıştığımız anlamda medikal kurumlar ahlaki olarak nerede duruyor?

Batının tıp dünyasındaki katı kurallarından, ağır tempodan ve boğucu bürokrasiden bezip, idareciden çok gerçek anlamda cerrah olmayı seçen İsveçli Erik Erichsen'le tanışmaya ne dersiniz?

Statükoya sıkı sıkı bağlı olanların çılgınlık olarak algıladığı hastanesinde mesleğini çok sevdiği için günde ortalama 400 hastayla ilgilenip envaiçeşit vakayla karşılaştığından kendini her gün geliştirdiğini ifade ediyor. Üstelik bunu Etiyopya'nın gayet fakir kırsalındaki Aira'da yaptığı için maddi kazanç gözetmekten çok hastalarının minnet duygularıyla beslenip bu durumu başka hiçbir şeyle değişmeyeceğini de belirtiyor.

Tabii ülkenin içinde bulunduğu ekonomik sıkıntılar yüzünden kahramanımızın mesleğine emprovize çözümlerle eğilmek zorunda kaldığını görüyoruz. Mesela bisiklet tekerleğinin jant tellerini, civatalı kelepçeleri veya son zamanlarda sıkça karşımıza çıkan plastik kelepçeleri kırıklara müdahale ettiği zaman kullanabiliyor.

Asi Cerrah (The Rebel Surgeon/Rebellkirurgen) adlı belgesel ülkesinde 30 sene çalışıp bunaldıktan sonra kendini geniş kitlelerin hizmetine sunan bir doktora odaklanıyor.

Etiyopya kökenli hemşire eşi Sennait ile harikalar yarattıklarına dair 52 dakikalık 2017 İsveç/Norveç ortak yapımı, CPH:DOX ve IDFA'nın programında yer aldı, ayrıca Krakow Film Festivalinde seyirci ödülüne layık görüldü. Erik Gandini'nin yönettiği ümit verici olduğu kadar bazı sahneleriyle zor seyirlik muhafazakâr tıpçıları kızdırabilir.         

Yoktan var etmek

Cerrahinin babalarından sayılan Ambroise Paré'nin "Ben kesip biçiyorum, Tanrı iyileştiriyor" cümlesini sarf ediyor belgeselin başında Erichsen. Yaptıklarını mucizevi bulanlar yok değil, fakat o sebatla işini yaparken asla böbürlenmiyor, dur durak bilmeden hastanesine başvuranları hızla iyileştirmeye bakıyor. Bulunduğu bölgede 100 bin kişiye dört doktor düştüğünü, aslında ortopedi konusunda uzman olmasına rağmen genel cerrahlığa bol bol kitap okuyarak geçtiğini söylüyor.    

Geleneksel anlamda kurallara uyulmadığı dinamiklerde yönetmen Gandini denetleyecek bir otoritenin varlığı hissedilmediğinden mi bu kadar rahat davrandığını cerraha sorduğunda, Erichsen Etiyopya'nın kuralları olduğunu, ayrıca vicdanının kendisi için en güçlü otorite olduğunu belirtiyor.

Prostat müdahaleleri sırasında saç tokası kullanabiliyor, dikişlerde ise olta misinası; ortalama 4 bin Euro’luk medikal bir matkaba ulaşılması imkânsız gibi bir şey, dolayısıyla süpermarketten 15 Euro’luk bir matkapla ürünün hakkını yeterince verdiğini kanıtlıyor. Paslanma ihtimali olan madenî aletler kullanıyor olsa da sterilize edilmiş pasın zararlı olmadığından da dem vuruyor Erichsen.

Ameliyat sırasında elektrikler tabii ki kesilebiliyor, ekibin imdadına güneş panellerinden elde edilen enerji yetişiyor. Zaten hayatları ancak pratik çözümlerle idame ettirilebilecek kadar sade ve basit.

Batı tıbbı sorgulanıyor

Her türlü asistanlığını yapan eşiyle, yıllardan beri kendilerini hastalarına adamış olduklarını görüyoruz; Etiyopya ile İsveç'i karşılaştırdıklarında "Burada maddi yoksulluk var, orada manevi fakirlik… Burada kimse yalnız kalmıyor, herkes kendi evinde, etrafında mutlaka onu sevenlerle uğurlanıyor" diyorlar.

İnsanların Etiyopya'da azla yetindiklerinden, kaderlerini genellikle sessizce kabul ettiklerinden dem vuruyorlar: "Sabırlı, metin ve acıya dayanıklılar". Batı'da hizmet veren meslektaşlarının işinin tüm bu açılardan dolayı çok daha zor olduğunu belirtiyor Erichsen. 

Bulundukları bölgenin dilinde kanseri ifade eden herhangi bir kelime olmadığından insanlara vaziyeti aktarmakta bazen zorlandıkları, ama her hâlükârda açık sözlü olup onları oyalamadıkları kesin.

İsveçli misyonerlerin uzun yıllar boyunca ilgilendikleri bir bölge olması itibarıyla belgeselde siyah beyaz arşiv filmleri de görüyoruz. Belgesel Batı tıbbıyla dalga geçtiği söylenebilecek anekdotlarla dolu, fakat kan ve ameliyat görüntülerine tahammülü olmayanları uyarmakta fayda var; kahramanlarına saygı duymamızı sağladığı gibi meseleyi de fazla uzatmayan sevimli film dünyayı boyunduruğu altına almış geleneksel Batı tıbbının günümüzde aldığı hâli sorgulamak için bir kapı aralıyor… (MT/EKN)


İstanbul - BİA Haber Merkezi

16 Aralık 2017, Cumartesi

Murat Türker