Moda Sahnesi’nde “En Kısa Gecenin Rüyası”

Türkiye’de en çok sahnelenen Shakespeare oyunlarından biri olan, eski adıyla “Bahar Noktası” tam da denenmişlerin çokluğundan ötürü sıkıntılı bir alan teşkil ediyor.

Bir Shakespeare oyununda metne nasıl sadık kalınır? Çeviri dünyasında yıllardır söylene söylene harcıâlemleşmiş olan şu meşum cümleden bahsetmiyorum. Shakespeare tüm dünyada en özgün yazar diye üzerinde fikir birliği olabilecek belki de tek yazar olmasına karşın, konularını veya daha doğru bir tabirle olay örgülerini bugün kaynaklarını bile bildiğimiz başka yazarlardan almış; oyunlarının çoğunda başka “yazar”larla işbirliği yapmıştır. Ama yine de özgündür Shakespeare. Şimdi, böyle bir yazarı nasıl aşarsın ya da tatbik edersin? Hele bir de işin içine Can Yücel girmişse.  

Moda Sahnesi’ndeki “En Kısa Gecenin Rüyası”nı bir izleyin, ondan sonra karar verirsiniz.

Türkiye’de en çok sahnelenen Shakespeare oyunlarından biri olan, eski adıyla “Bahar Noktası” (Can Yücel’in gönlü rahmet istedi zahir!) tam da denenmişlerin çokluğundan ötürü sıkıntılı bir alan teşkil ediyor. Ama yeni tercümesinden sahnelenişine, oyuncuların dinamizminden inisiyatifine kadar çok iyi bir iş çıkmış.

Bir defa, oyun daha ilk sahnede iki talibimiz, Lysander (Onur Ünsal) ile Demetrius’u (Mert Fırat) kralın karşısına şu iç gıdıklayıcı ekose ceketlerle çıkararak bizi kendine çekmeyi başarıyor. Nasıl bizde makro siyaset düzeyinde ekose ceketi giymeden (ve bıyık bırakmadan!) iktidar koltuğuna oturulmuyorsa, Hermia’yı (Beyza Şekerci) fethedip erkek egemen koltuğa oturmadan önce de ekose ceketi sırtına geçirmek zorundasın! Oyun bu şekilde incelikle serpiştirilmiş güldürü öğelerine sahip.

Elbette Shakespeare oyunlarının evrenselliği herkesin komedi anlayışına hitap eden bir şeyler veriyor olması. “Hazır olun, güldürüyorum” dediği yerler de var, hatta bunlar çoğunlukta. Nihayetinde, bu oyunların salt aristokrat kesime hitaben yazılmadığını, pekâlâ popüler kültürün parçası olarak yerini aldığını unutmamak gerekiyor. Teşbihte hata olmaz, bizde televizyon ve diziler neyse, tiyatro da 500 yıl önce az çok oydu – zaten bu yüzden asırlarca gerideyiz.

“En Kısa Gecenin Rüyası” sadakatle inisiyatifin dengesini iyi tutturmuş. Bir defa, reji seyirciyi (bir kısmını) Shakespeare dönemindeki gibi sahneye oturtmanın daha demokratik bir yolunu bulmuş ve sahneyi seyircilerin arasına oturtmuş! Klasik bariyerli sahne bu tür oyunların dinamizmini nadiren yakalıyor. Hele ki Türkiye’de tiyatroyla arasında zaten bir “destur” olan seyircinin iyice önünü iliklemesine sebep oluyor. Bu açıdan doğru bir tercih ve kurgu olmuş.

İnisiyatif kısmında Can Yücel bariyerinin nasıl aşılacağı en büyük merakımdı. Nihayetinde üstat “Bahar Noktası” ile öyle bir iş çıkarmıştı ki, kim ne ekleyip güldürecekti? Dahası Türkiye’de gelmiş geçmiş en çok güldüren oyuncunun yüz hareketleriyle güldürmüş ve hâlâ güldürüyor olması istemeden de olsa dizi/tv yozlaşmasının önünü açtı. Yüzünü eğri büğrü şekillere soktuğunda güldürdüğünü zanneden bir yığın insan türedi ve ne yazık ki böyle güldüreyim derken gülünç duruma düşme şekli tiyatroya da sirayet etti. “En Kısa Gece”de oyuncuların bundan tamamen vareste olduğunu söylemek zor, ama asgariye indiğini söylemek mümkün. Seyirciyle en çok bağ yakalayan “Eşek” Bottom (Caner Erdem) karakteri, en basmakalıp yöntemi denemiş ama başarmış: Şive yapmak. Demek ki bazen çok zorlamamak lazım! Dahası incelikli birkaç müdahaleyle, esnafın işleri gövdeden ayrık kalmamış ve ana oyuna bağlanmış.

Son olarak, kadın-erkek meselesine dair birkaç söz: Birbirimizi kandırmayalım, oyun son kertede erkek egemen bir oyun; ama “En Kısa Gecenin Rüyası” gerek Helena’nın (Melis Birkan) taliplerini ormandayken kadının tepeden baktığı bir açıda dizlerinin üstünde savaştırır gibi yaptırarak, gerek son sahnede kadınların vakarı yanında erkekleri kepaze ederek “erkeğin yittiği yerde” dedirtiyor.

“En Kısa Gecenin Rüyası”na benim kadar geç kalanlar için neyse ki bu sezon üç oyun daha var, Kadıköy Moda Sahnesi’nde. (FBA/HK)

Künye:

Yazan: William Shakespeare
Çevirenler: Emine Ayhan-Aysun Şişik
Yöneten: Kemal Aydoğan
Sahne Tasarımı: Bengi Günay
Işık Tasarımı: İrfan Varlı
Müzik: Can Güngör
Koreograf/Kondisyoner: Yeşim Coşkun
Afiş Tasarımı: Ethem Onur Bilgiç             
Yönetmen Asistanları: Ferhat Asniya-Ahsen Özercan

Oyuncular
Theseus-Oberon: Timur Acar
Hippolyta-Titania: Didem Balçın
Lysander: Onur Ünsal
Demetrius: Mert Fırat
Hermia: Beyza Şekerci
Helena: Melis Birkan
Egeus-Peter Quince: Murat Tüzün
Philostrate-Puck: Volkan Yosunlu
Peri: Ezgi Coşkun
Nick Bottom: Caner Erdem
Francis Flute: Mert Şişmanlar
Tom Snout: Hasan Demirtaş
Snug: Alper Baytekin
Robin Starveling: Çağlar Yalçınkaya


İstanbul - BİA Haber Merkezi

28 Mayıs 2017, Pazar

Ferit Burak Aydar