Savunmanın dosyayı inceleme ve belgelerden örnek alma yetkisi bazı suçlar bakımından hâkim kararıyla “kısıtlanabilir”. Kısıtlılık kararı verilirse soruşturma dosyası dava açılana kadar gizlilikle saklanan sırdır artık!
Sadece savcılar soruşturma dosyasını bilir. İddia başlar, savunma yoktur. Gizlilik vardır.
Gizliliğin hâkim olduğu soruşturmalar savunmadan saklanır.
Bu saklamanın birçok gerekçesi vardır ve olabilir. Amaç bakımından tanıkları korumak için kabul edilmiş olan 27.12.2007 kabul tarihli 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu 5 Ocak 2008 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir.
Kanunun amacı, ceza muhakemesinde tanıklık görevi sebebiyle, kendilerinin veya bu kanunda belirtilen yakınlarının hayatı, beden bütünlüğü veya mal varlığı ağır ve ciddi tehlike içinde bulunan ve korunmaları zorunlu olan kişilerin korunması amacıyla alınacak tedbirlere ilişkin esas ve usulleri düzenlemektir (Madde 1).
Kanuna göre, tanık koruma tedbirleri, bu kanun kapsamına girdiği belirlenenlerin kendilerinin veya bu kanunda belirtilen yakınlarının hayatı, beden bütünlüğü veya mal varlığı ağır ve ciddi bir tehlike içinde bulunması ve korunmalarının zorunlu olması halinde uygulanabilir. Koruma usullerine göre; haklarında tedbir kararı alınan tanıkların duruşmada dinlenmesi sırasında tanığın, duruşma salonunda fiziksel görünümünü engelleyecek tarzda mahkemece tayin ve tespit edilecek bir usule göre dinlenmesine de karar verilebilir.
Neden gizli tanık?
Kanunun gerekçesine göre amaç; ceza muhakemesinde tanık olarak dinlenen her tanığı değil, sadece tanıklığından dolayı kendisi ve yakınlarının hayat, beden bütünlüğü veya mal varlığı ağır ve ciddi tehlike içinde bulunabilecek tanık ve yakınlarını korumaktadır. Tehlikenin ağırlığı ve ciddiliği her somut olayın kapsam ve niteliğine göre “Tanık Koruma Kurulu” tarafından belirlenecektir.
Gerekçeye göre; bir tanığın, tanıklık görevini serbest ve özgür bir şekilde yerine getirmesine engel olmak için kendisi ya da yakınlarını yıldırmaya yönelik tehditler pek çok şekilde ortaya çıkabilir. Tedbirlerin istisnai niteliğinin yanı sıra Avrupa Konseyi’nin R(2005) 9 sayılı tavsiye kararında belirtildiği üzere, tanığa ya da yakınlarına yapılan baskıların somut gerçeklere dayanması gerekir. Soyut tehditler tanığın korunması için yeterli bir sebep değildir.
Gizli tanıklar, “Savunma hakkını kısıtlayacak şekilde” dinlenemez. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) göre, “iddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında çağırılmasının ve dinlenmesinin sağlanmasını istemek” (Madde 6/ 3- d) adil yargılanma hakkıdır. Devlet, bu hakkın kullanımını zorlaştıramaz, engelleri kaldırmalıdır.
Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) B.B No: 2014/12906 ve 07.05.2015 karar tarihli Baran Karadağ başvurusunda gizli tanık ifadesinin mahkûmiyet kararına tek başına esas alınmasını, tanığa soru sorma hakkının tanınmamasını savunma hakkının ihlali olarak kabul etmiştir.
Başvurucu Karadağ; yargılandığı ceza davasında, mahkemeye savunmasını Kürtçe yapmak istediğini bildirmiştir. Buna rağmen kendisine tercüman tayin edilmediğini, isnat edilen suçlara ilişkin tek delilin gizli tanık ifadeleri olduğunu ve bu gizli tanığa soru soramadığını belirterek, Anayasa’nın 36. maddesinde gösterilen savunma ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
Yerel mahkeme, gizli tanığın beyanları 20.06.2012 tarihinde almıştır. Tanığın kimliğinin gizlenmesi hususunda gerekçe gösterilmemiş ve karara dayanak olabilecek hukukî ve fiilî nedenlere yer verilmemiştir. Gizli tanığın beyanlarının alındığı celsede Cumhuriyet savcısı hazır bulunduğu halde sanık bulunmamaktadır.
AYM, bir ceza yargılamasında sanığın aleyhine olan tanıkları sorguya çekme veya çektirme hakkı olduğunu kabul etmiştir. Bu hallerde savunmanın; kimliği gizlenen kişinin, önyargılı, düşmanlıkla hareket eden veya güvenilmez biri olup olmadığını sınama ve sorgulama hakkı vardır. Diğer taraftan, kimliği gizlenen kişilerin duruşmada hazır bulunmaması, yargılamayı yapan hâkimlerin, bu kişilerin hal ve tavırlarını gözlemlemesini ve böylece bu kişilerin güvenilirliği hakkında kendi izlenimini oluşturmasını engeller.
AYM, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına referansla; gizli tanık anlatımlarının hükme esas alınmış olmasının her koşulda Sözleşme’yle (AİHS) bağdaşmaz olmadığını, Sözleşme’nin 6. maddesi gereğince tanıkların ve sanık menfaatlerinin yargı makamları tarafından uygulanan usullerle yeterince dengelenmesi gerektiği kanaatindedir (AİHM Doorson/Hollanda, B. No: 20524/92, 26/03/1996).
Anayasa Mahkemesi 07.05.2015 tarihli Baran Karadağ kararında;
“68. Bu durumda ilk olarak, tanığın kimliğini gizlemek için makul gerekçelerin olup olmadığının ve ikinci olarak, gizli tanık ifadesinin, verilecek hükmün dayandığı tek veya belirleyici temel olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Üçüncü olarak, hükmün büyük ölçüde veya yalnızca gizli tanığın ifadesine dayanması durumunda, yargılama detaylı incelemelere tabi tutulmalıdır. Eğer sanık veya müdafi tarafından güvenilirliğinin ve doğruluğunun saptanması amacıyla sorgulanmamış tanık delili, mahkeme kararının dayandığı esas veya belirleyici delil ise ve dengeleyici güvenceler sağlayan bir usul öngörülmemiş ise, adil yargılanma hakkının ihlali söz konusu olabilecektir.
69. Başvuru formu ve ekli belgelerden, tanığın kimliğinin neden gizlendiği hususunda gerekçe gösterilmediği anlaşılmaktadır. Tanığın saygınlığı, sabıka kaydı ve güvenilirliği hususlarında da dosyada mevcut bir bilgi bulunmamaktadır. (…)
“74. Soruşturma evresinde tanık, sözü geçen olayların başvurucu tarafından gerçekleştirildiğini kendi aralarında konuşurken duyduğunu beyan etmesine karşın, kovuşturma evresinde başkalarından duyduğunu beyan etmiştir. Diğer bir ifadeyle gizli tanığın beyanları kovuşturma evresinde değişmiştir. Mahkemece değişen beyanlar arasındaki çelişkiler giderilmemiştir. Tanığın açıklamaları önceden bilinemeyeceğinden, savunma tarafından, tanığın güvenirliğini sınamaya yönelik sorularını önceden mahkemeye bildirmesinin istenmesi de bu sakıncaları gidermeye yeterli değildir.
75. Sonuç olarak, tanığın kimliğinin neden gizlendiği hususunda bir gerekçeye yer verilmediği, hükmün belirleyici ölçüde gizli tanığın ifadesine dayandırıldığı ve sanık (başvurucu) lehine alınan teminatlar gözetildiğinde, tanığın menfaatleri ile sanığın adil yargılanma ölçütleri içerisinde yer alan haklarının adil bir şekilde dengelenmediği görülmüştür.
76. Bu sebeplerle, başvurucunun, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan aleyhinde beyanda bulunan tanığı sorguya çekme hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.”
Anayasa Mahkemesi’nin Baran Karadağ kararına atıf yaparak Y.T (B.B 2022/23) 19.09.2024 tarihli kararında, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir.
Yine Anayasa Mahkemesi 28.12.2021 tarihli başka bir kararında:
“61. Anayasa Mahkemesi birçok kararında tanık anlatımlarını suç şüphesini doğrulayan kuvvetli bir belirti olarak kabul etmiştir (Birçok karar arasından bkz. Selçuk Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, Metin Evecen, B. No: 2017/744, 4/4/2018, Recep Uygun, B. No: 2016/76351, 12/6/2018,). Öte yandan Anayasa Mahkemesi Andrew Craig Brunson (B. No: 2018/28400, 18/11/2020 ) kararında diğer tanık beyanları ve telefon görüşme kayıtlarını da dikkate alarak bir kısım gizli tanığın beyanlarının kuvvetli belirti olabileceği sonucuna varmıştır. Ancak Anayasa Mahkemesince anılan kararlarda tutuklamanın hukukiliği bağlamında salt gizli tanık beyanına dair bir değerlendirme yapılmamıştır. (…)
63. Anayasa Mahkemesi Önder Sığırcıkoğlu (B. No: 2014/13176, 17/7/2018) kararında "mahkûmiyet kararının belirleyici olarak sorgulanma imkânı tanınmayan gizli tanık beyanına dayandırılması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği" şikâyetini Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında incelemiştir. Söz konusu olayda gizli tanık, kovuşturma aşamasında celse arasında ve başvurucuya haber verilmeksizin dinlenmiştir. Bu bağlamda başvurucu; gizli tanığın beyanlarının tespiti sırasında hazır bulunmadığını, ses bağlantısı yoluyla da olsa onu sorgulayamadığını, sorulan sorulara verdiği cevaplar hakkında kişisel izlenim edinme fırsatı elde edemediğini ileri sürmüştür. Anayasa Mahkemesi; anılan kararda AİHM içtihatlarını da dikkate alarak gizli tanık beyanına karşı başvurucuya (sanığa) yeterli itiraz imkânı tanınmadığını, dolayısıyla tanık menfaatleri ile sanığın adil yargılanma kapsamındaki haklarının dengelenmediğini belirtmiş ve Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır.”
Bu görüşten hareketle Anayasa Mahkemesi “gizli tanık beyanlarının” tutuklama için geçerli kabul edilemeyeceğine karar vermiştir:
“74. Yukarıda da belirtildiği üzere şüpheli ya da sanığa gizli tanık beyanını yeterince denetleme imkânı sunulduğu durumlarda somut olgular içeren gizli tanık beyanının tutuklama bakımından kuvvetli belirti olarak kabul edilmesi mümkündür. Somut olayda soruşturma makamlarınca başvurucunun örgütle bağlantısı olduğuna dayanak yapılan tanık M.K.nın "eski Eğil Belediye Başkanı M.A.nın belediye meclis üyesi olan başvurucuya anlam veremediği şekilde saygı gösterdiği" şeklindeki beyanı kişisel kanaatin açıklanması niteliğindedir ve kuvvetli belirti olarak kabul edilmesi mümkün görülmemiştir. Öte yandan gizli tanık "2019-20"nin ise başvurucunun doğrudan somut bir örgütsel eyleminden bahsetmediği görülmektedir. Dolayısıyla yer, zaman, kişi ve eylem bilgileri ihtiva etmeyen ve bu anlamda yargı makamlarına denetim imkânı vermeyen soyut gizli tanık beyanının kuvvetli belirti olarak kabulü mümkün değildir.
75. Tutuklama kararında ve soruşturma sürecindeki belgelerde yer alan tespit ve değerlendirmeler kapsamında somut olayda tutuklama için ön koşul olan suç işlendiğine dair kuvvetli belirtinin yeterince ortaya konulamadığı sonucuna varılmıştır.” ( AYM Rıza Barut ( B.B 2020/14339 No. 28.12.2021 Tarih. R.G. 17.02.2022-31753)
Anayasa Mahkemesi, başka bir kararında AİHM’nin yargılamanın adil olup olmadığını değerlendirirken tanığın kimliğini gizlemek için makul gerekçeler olup olmadığını ve gizli tanık ifadesinin verilecek hükmün dayandığı tek ve belirleyici temel olup olmadığını ve hükmün büyük ölçüde ve yalnızca gizli tanığın ifadesine dayanıp dayanmadığını nasıl incelemektedir?
“Anayasa Mahkemesi, somut norm denetimi kapsamında AİHM kararlarına da yollamada bulunmak suretiyle verdiği bir kararında; muhakemenin bir bütün olarak adil olması şartıyla sanıktan gelecek haksız müdahalelerden korunması için yeterli sebep mevcutsa tanığın kimliğinin gizli tutulmasının mümkün olabileceğini, mahkûmiyet kararının yalnızca kimliği açıklanmayan tanığın ifadesine dayandırılamayacağı gibi bu ifadenin ağırlıklı rol oynayan delil konumunda da olamayacağını, açık celse dışında verilen bu tarz ifadelerin ancak savunma için, tanığın ve ifadesinin inanılırlığını ve güvenilirliğini sorgulama fırsatını teminat altına alan telafi edici önlemlerin sağlanması gerektiğini, savunma hakkı üzerindeki kısıtlamaların asgaride tutulmuş olması ve bu kısıtlamaların tanığın korunmasını sağlamak için gerekli olması gerektiğini, sanığın çıkarlarının ona karşı ifade veren tanığın çıkarlarıyla dengelenmesinin zorunlu olduğunu belirtmiştir (AYM, E. 2008/12, K.2011/104, K.T. 16.6.2011)
Tanık Koruma Kanunu uygulamalarını Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarını esas alarak uygularsanız “gizli tanık” anlatımlarını getiriliş amacına uygun kullanmış olabilirsiniz. İhtiyaç varsa ve makul gerekçelerle desteklenirse olabilir. Sırlarla yürütülen soruşturmalar ve kovuşturmalar amaç dışı kullanılamaz ve haklar ne devlet ne kişiler tarafından kötüye kullanılamaz.[1]
Geçmişte yaşanmış gizli tanık uygulama örnekleri ve sonuçları, eski Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner’in avukatı Turgut Kazan ile eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un avukatı İlkay Sezer tarafından, 28 Mart 2023 tarihinde düzenlendikleri basın toplantısında anlatılmıştır. T24 haber sitesinde yayımlanan 30.03.2025 tarihli “Yargıda gizli tanık manzaraları” başlıklı yazısında, gazeteci Candan Yıldız, basın toplantısında anlatılan gizli tanık örneklerine yer vermiştir.
Uygulamada gizli tanıklığın yasal amacından uzaklaştığı çok açıktır. Gizli tanıklığa dayandırılan soruşturma süreçlerinde verilen tutuklama kararları savunmanın kısıtlanması demektir, adil yargılanma hakkına aykırıdır.
Bu kanun ve on yedi yıllık uygulamaları gözden geçirilmelidir. Kuşkusuz tanıkların korunmasına gereksinim vardır. Ancak savunma hakkını kısıtlayan ve gizliliğe hizmet eden sırlarla dolu bir hukuk düzeni olamaz ve adil yargılanma hakkını kanuni olarak ihlal eden bir kanun olmaktan çıkarılmalıdır.
Özellikle yıllardan beri gizli tanıklık hukuka, adalete, vicdana ve başta insan haklarına aykırı bir biçimde uygulanmıştır.
Kanun kabul edilip uygulanmaya başladığı andan itibaren kaç ceza davası sadece gizli tanık ifadelerine dayanılarak açılmıştır?
Ceza davalarında kaç gizli tanık dinlenmiştir?
Kaç gizli tanık kurula başvurmuş ve kaç gizli tanığın talebi kabul edilmiştir?
Kimlerin talebi neden reddedilmiştir?
Kaç kişi gizli tanık arasında birden fazla gizli tanıklık yapanlar vardır?
İstatistikler hiç olmazsa gerçekler, hukuk, adalet ve vicdanlı olabilmek adına işe yarasın!
Gün ışığında yönetim bu soruların yanıtlarını bilmektir, halkın gerçekleri öğrenme hakkıdır.
Sırların çoğaltıldığı bir hukuk sistemi gizlilikle yürütülemez.
Gizliliklerin ardına sığınarak hukuk ve insan hakları korunamaz.
Dipnot:
[1] Doç. Dr. Burcu DÖNMEZ. AİHM ve Anayasa Mahkemesi Kararları Işığında Gizli Tanıklara Soru Sorma Hakkının Kullanılması. TBB Dergisi 2016 (127).
(Fİ/VC)